Bin bir zorlukla yol aldık

author

GÜRSEL KÖKSAL

2021.11.04 09:26

Duayen gazeteci Altan Öymen, Almanya’ya göçün tanıklarından biri. 1962 ile 1966 yılları arasında Bonn’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde basın ataşesi olan Öymen, göçün 60’ıncı yılını, medya bağlamında değerlendirdi. Dönemin Akşam gazetesinin Almanya’daki baskılarını da organize eden Altan Öymen, “Türkiye’de basılan gazete, tarihi değiştirilip, bir gün daha sonra basılabiliyordu. Bütün zorluklara rağmen devam ettik” diye konuştu.

Bin bir zorlukla yol aldık

Almanya’ya göçün başladığı dönemde 1962-66 yılları arasında Bonn’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde basın ataşesi olarak tayin yapan ve göç sürecine başından itibaren tanık olan Gazeteci-Yazar Altan Öymen, 1969’daki Almanya’da birincil jurnal gazete yayını girişiminin de başındaydı. Akşam gazetesinin Almanya’daki baskılarını organize etmekle görevli olarak Hannover’de geldi, süreci yönetti.

Biz sefaretteydik. Bize bile birkaç gazete gönderilirdi. Bunlar gelişi bir haftayı bulurdu, şanslıysak 3-4 günde geldiği de olurdu. Bugünkü gibi bayiilerde diğer gazetelerin arasında Türk gazetelerinin satılması zaten sözkonusu değildi. Türkiye’den devlet radyosu o vakit kısa dalga üzerinden buralara yayınlama yapıyordu. Fakat onun da buralarda dinlenmesi fevkalade güçtü. En fazla kullanılan haberleşme yöntemi mektup idi. O da kolay olmuyor, 3-4 gün sürüyordu. Bunu yerine getirmek için Almanlar öne WDR’i devreye soktular. Zaten İtalyanca ve İspanyolca yayın yapıyorlardı. Onlara ilave olarak Türkçe ve Yunanca yayınlara başladılar. Önce galiba hafta 2 ya da 3 gün başladı. Sonradan her akşam belirli bir saatte yayın yapılıyordu.

1964’te başlamıştı o yayınlar.

Evet. Bunlar çok dinleniyordu. Hem Türkiye’den, keza Almanya’dan haberler veriyorlardı. Tabii Türklerin ikisine de ihtiyacı vardı. Onlara ek olarak da Almanya’daki Türkleri aydınlatıcı yayınlar ve müzik yayınları da yapılıyordu. Buna ek olarak Federal Basın Dairesi (Bundespresseamt) Anadolu ismiyle yayınlanan bir dergiyi destekledi.

Lakin yine de faydası olmuştur. Türkçe televizyon yayınları da sonradan başladı. Haftada birdi galiba. Sonra arttı. Almanya’daki Türklerin sayısı artıyor sürekli. Türkiye’de meydana çıkan önemli gazeteler gönderilmeye başlandı. Tabii gazeteler bir gün daha sonra geliyordu. Lakin satış da kötü değildi ya daen azından bir potansiyel olduğu anlaşıldı ve “Almanya’da basalım” dediler. Baskı da şöyle oluyor. Türkiye’de hazırlanan sayfaların matrisleri gönderiliyor. Rotatif sistemi vardı. O zamanlar ofset fazla gelişmemişti. Almanya’daki matbaalardan biriyle anlaşıyorsunuz, orada gazete basılıyor. Orada yabancı gazetelerin dağıtımını yapan bir-iki müessese vardı. Bir adam başına Saarbach adında. Fransız, İngiliz gazetelerini getirip, büyük istasyonlardaki, havalimanlarındaki bayiilere dağıtıyordu. Ona bir muhalif çıkmıştı. Şimdi adını unuttum.

Christian Thull olabilir mi?

Evet. O da Türk gazetelerini yaymak üzere rakip olarak çıktı. Türkçe ve öteki dillerden gazeteleri dağıtmaya başladı. Ben o sırada Akşam gazetesindeydim. Özgürlük de Almanya’da yayına başlama teşebbüsü içindeydi.

Biri gazeteninMünih’te, diğeri de Hannover’de basılması üzerineydi. Hannover’deki altyapı baskı için daha tez hazır ayla gelmiş. Bunun üzerine Hannover’e matris yollamak üzere bir harmoni kurdular. Ben de buraya geldim. İçeriğini geliştireceğiz. Yani Almanya’dan da haberler olması gerekiyor gazetede. Ancak burada dizgi yok. Haberleri bir zarfa koyup, Türkiye’ye gönderiyoruz. O haberlerin işlendiği sayfalar birkaç gün sonra geri geliyor. Lakin matrisleri havaalanından edinmek ve matbaaya götürmek gerekiyor. Bu da vakit alıyor. Bir gün önce Türkiye’de basılan gazete, tarihi değiştirilip, bir gün sonra Almanya’da basılabiliyordu. Tüm zorluklara rağmen bir süre devam ettik. Alman televizyonları bahsetti bundan. “Türkler kendi gazetelerini de burada basar ışık halkası geldiler” diye yayınlar yaptılar.

bin-bir-zorlukla-yol-aldik-939890-1.
Altan Öymen

Akşam’ın yayını pozitif sürmedi. Niçin başarısız oldu?

O süre gazetenin sahibi Malik Yolaç’dı. Almanya’da iki Türk, bir şirket kurmuşlar.

Ancak onlar çok büyük sermaye sahibi kimseler değildi. Akşam da buraya anapara yatıracak durumda değildi. Yolaç ise mutlaka Almanya’da hücum etmek istiyordu ve onlarla anlaşmıştı. Yer seçimi yanlıştı. Bana baştan sorsalar “asla” derdim. Hannover çok sapaydı. O vakit ne Hannover’e, ne Hamburg’a Türkiye’den direkt uçak vardı. Uçaklar önce Frankfurt’a ya da Münih’e geliyor, oradan da ikinci bir aktarmayla Hannover’e uçuluyordu. Matrisleri aratmak de güçtü, bölüştürme da. Kısa sürdü fakat bu bir açılış oldu. Hürriyet de o sırada Münih’deri başladı. Gerçekten en ideal nokta Frankfurt’tu. Fakat Frankfurt’a gelmek daha sonraki yıllarda oldu. Münih’te basılan gazetenin dağıtımı da zordu. Ulaşım o zamanlar hiç de kolay değildi. Fakat sonradan zamanla en akla yatkın yolu buldular. Frankfurt’ta taşındılar. Bir yandan da taşıma imkanları gelişti.

Sizin değindiğiniz gibi. Almanya’da Türkçe yayıncılıkta öncülük Alman kurumlarında. Türkçe radyo yayınlarına onlar başladı.

Evet. Önce radyo, daha sonra televizyon yayınlarına onlar başladı. Zamanla TRT de kuvvetlendi, oysa onlar giderken epey yol almıştı.

Türkiye’de özel televizyon yayınları başlamamıştı. Star buradan Türkiye’ye yayınlama yapıyordu. Daha Sonra çoğu Türk gazeteleri buraya geldi, Türk televizyonları izlenir oldu.

Köln Radyosu olarak bilinen WDR’in Türkçe yayınlama kadrosunda siz de varsınız. Kardeşiniz Örsan Öymen de var. Orada nasıl tayin aldınız, neler yaptınız?

Örsan burada okurken, zaten Die Welt’de staj yapmıştı. Bu yayınlar başladığında ben de basın ateşesi olarak Bonn’daydım. Bir yayın kadrosu kuruyorlardı. Örsan’a meslek teklif ettiler. Ses deneyinden geçirdiler, yayın provası yaptırdılar. Sesi beğenilenler, Örsan da onlardandı, başladılar. Ben ise 1966’da Türkiye’ye döndüm. Memuriyetten ayrılıp, bitmiş gazeteciliğe başladım. Önce Uyruk’e bir yazı dizisiyle başladım. Arkasından Millet gazetesinin genel yayın müdürlüğünü yaptım. Gazetecilik devam ederken, galiba Uyruk’teyken, WDR’den bana “haftada iki gün açıklama yapar mısın?” diye sordular. Böylece onlar için açıklama yapmaya başladım. Türkiye’de olup, bitenleri anlatıyor, yorumluyordum. Yayınlar da o süre, Türkiye radyolarının promportör dedikleri kuvvetlendirilmiş hatları üzerinden yapılıyordu.

“Burada irtibat Almanca olsun, Türkçe iletişim bu kadar yaygınlaşmasın” özlemi ara sıra dile de getiriliyor. Sizce Almanlar bu endişelerinde haklılar mı?

Değil. Fiilen burada şöyle bir gelişme var. Birinci ve ikinci nesilin dilleri Türkçe. Türkçe’ye bağlılıkları daha artı. Almanca’yı çok da iyi öğrenmemiş olabilirler. Onlar Türkçe’yi tercih ediyorlar. Ama yeni nesiller Almanya’da yetişiyor. Okurken de Almanca’yı öğreniyorlar. Türkçe yayınlarına da ilgileri azalıyor. Zaten bu oradaki Türkçe radyo yayınları ve gazeteler için de sezilen birşey. Yani zaman içinde Türkçe’yi muhafaza etmeye ne kadar uyarı edilirse edilsin, genç nesillerin meslek dili olarak da, jurnal tatbik açısında da Almanca’yı ön planda tutmaları zaruri birşey. Muhakkak biz istiyoruz oysa, herkes Türkçesi’ni mümkün olduğu dek muhafaza etsin. Fakat Almanya’da yaşamış bir birey, orada çalışıyorsa, mükemmel Türkçe bilse bile, oysa her şeye rağmen Türkçe’yi bilenler olabilir, yine de Türkçe’ye ayırabileceği vakit, Almanca’dan daha az olacaktır. Böyle bir endişeye kapılmaya gerek değil.

Zaten internet diye de birşey var. Yani burada Türkçe hiç yayın olmasa bile, internette “chat” yaparak filan insanların diğer yerlere ulaşmaları fazla kolay. O yayınların hiç bir kabahati değil. Türkiye’de de benzer şeyler Kürtçe’yle ilgili olarak konuşuluyordu. “Kürtçe yayınlar başlarsa, Kürtçe öğrenip, Türkçe’yi unuturlar” deniyordu. Böyle birşey olmadı. Türkiye’de 30’lu,.40’lı yıllarda “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyaları yapılırdı. Diğer diller konuşulursa sanki birşeyler olur diye. Hiçbir şey olmadı. Amerika’da da İspanyolca gazete, dergi çıkıyor. Yeni göç etmiş milyonlarca insan İspanyolca konuşuyor. Lakin çocukları ister istemez İngilizce öğreniyor. Daha başarmak için. Almanların bu endişesi düşüncesiz. Natürel başka düşünen Almanlar da var.

Türklerin de endişesi var. Onlar da gelecekte bu ülkede Türkçe bir irtibat dili olarak kaybolmasından endişeliler ve “Kaybolmasın, var olsun, yasasın” özlemi içindeler. Onlar ne derece haklı sizce?

Şüphesiz herkes kendi anadilini saklamak ister. Bunun yolu her şeyden önce Türkçe’yi öğrenmektir.

Evde vakitleri eksik. O nedenle okullarda Türkçe’yi seçmeli ders olarak verecek mekanizmaların işletilmesi lazım. Almanların da bunu yapması lüzumlu. Elbette Türklerin de bunu istemesi, özendirme etmesi lüzumlu. Benim bildiğim kadarıyla, Almanya’daki okullarda tanıdık olmayan dil olarak İngilizce var. Türkler de onu seçim ediyordur.Bunun yanında diğer diller de seçmeli olarak var. Çocuklar İngilizce’nin yanı sıra Fransızca, İspanyolca’yı seçip, öğrenebiliyorlar. İşte orada Türkçe’yi de seçebilecekleri bir düzen kurulursa, öteki çocuklar İspanyolca, Fransızca öğrenmeye bu arada, bizim çocuklar da Türkçe’ye giderler. Hatta sadece Türkler yok, öteki çocuklardan da Türkçe’ye seçim edenler çıkabilir. Kendimce meseleyi o ayla getirmek lazım. Çünkü, mektep bittikten sonra, diğer çocuklar bağımsızlık kalırken, Türk çocukları, Türkçe derslerine giderlerse, “öbür kalma, izole olma” durumu çıkıyor ortaya. Halbuki seçmeli ders, bildiğim kadarıyla dünyada en iyi usuldür. diğer taraftan ders okulda olunca, bunun karşılığında anekdot alacağı, başarısı karnesine yansıyacağı için öğrenmek için daha fazla mücadele gösterirler. Böyle okullar vardı zaten.Genellikle İngilizce’nin olduğu okullar bunlar. Türkçe’li tek Avrupa Okulu, Berlin’deki Aziz Nesin Okulu. Öteki diller de öğretiliyor, ancak dersler esas olarak Türkçe ve Almanca. Oldukça da başarılı bir mektep.

Bizdeki Alman Lisesi, Avusturya Lisesi, Fransız okulları gibi. Onları cümbür cemaat tercih etmeyebilir. Fakat çocuklarının bu yönde gelişmesini isteyenler için daha garip olabilir.

TÜRKİYE VE ALMANYA’DA ANADİL MESELESİ

Bir yazınızda (24 Ekim 2010), Almanya’daki Türklerin Türkçe’yi yaşatma sorununa değinip, konuyu bu boyutuyla Türkiye’nin gündemine de başta siz taşımıştınız. O yazıda “Türkiye’deki Kürt vatandaşlarımızın esas dilleriyle ilgili görüşlerini izlerken, Almanya’daki – büyük kısmı Alman vatandaşı olan – Türklerin de benzer konudaki görüşlerini hatırlamakta yarar var” diyordunuz. Bunu azıcık açar mısınız?

Ben şunu kastediyorum: İnsanlar gibi, hükümetler de çifte standartlı olmamalı. Yani bizim taraf diyor ama, “Bizim çocuklar Türkçe’yi unutmamalı”, bu doğru. “Önce Türkçe” filan diyor. Kendimce, “İkisini ansızın öğrenin!” demek daha doğru olurdu.

İkisini ansızın öğrenmeye çocuk psikoloji müsaittir. Pedagojik açıdan çocuklar üç dili bile aynı anda öğrenebiliyorlar. İki dili aniden öğrenebilecek bir ülkü gelmeleri lazım. Burada buna karşın istemlerde bulunup da, Türkiye’de Kürtlere o imkanları vermemek çifte standartlılıktır. Biraz önce seçmeli dersleri konuştuk. Orada da Kürtçe’yi seçmeli ders olarak verseler bir zararı olmaz oysa. Sen bunu orada kendin için, soydaşların için istiyorsun, burada onlara vermiyorsun. Yanlış olur. Bunun gibi örneğin Bulgaristan’daki Türklere yönelik bazı talepler oluyor. İşte onları Kürtlere de saptamak lazım. ya da onlara verdiklerini, Bulgaristan’daki Türkler için isteyebilirsin. Çağrıda Bulunmak istediğim bu. Dil açısından zamanımızda hele sorun çıkmaz artık. Dil meselesinde çok büyük kavgaların çıkmaması gerekli. Mantıken çıkmaması lüzumlu. Çünkü iş o hale geldi ancak, bir dil konuşuyorsun, bilgisayar programları tercümesini yazıya dökebiliyor. Şu Anda o kadar denemeler var. Simultane tercümeler fazla gelişti ama. Bir dili daha iyi bilmenin önemi azalıyor bundan böyle. Evvelden devlet adamlarının Avrupa Konseyi’ne gidebilmesi için mutlaka bir tanıdık olmayan dili bilmesi lazımdı.Acilen Avrupa Parlamentosu’na tek dil bilenler de gidebiliyor. Bütün konuşmalar hemencecik bütün dillere çeviri ediliyor. Ama orada benim belli başlı kastım, tek standart göstermek lazım. Kendin için de, Kürtler için de, Bulgaristan’daki ya da Almanya’daki Türkler için de.

TÜRKİYE VE ALMANYA’DA GAZETECİLİK

Hemen Hemen 70yıldır gazetecilik yapıyorsunuz. Her iki ülkede de gazetecilik yaptınız. Keza Almanya’daki ayrıca de Türkiye’deki gazeteciliği biliyorsunuz. İki ülkedeki gazeteciliği karşılaştırır mısınız?

Önce benzer taraflara bakarsak. Başlıklarda yorum yapma meselesi, Almanya’da da var, Türkiye’de de var. “Bild Zeitung” da birşeye kızdığı vakit, o kızgınlığını muhakkak ediyor, tavsiye ediyor. Başlıkta. Yalnızca makalelerde yok. Bizde de büyük gazetelerde o işler yapılıyor. Bizde daha yaygın. Yalnız bunlarda başlıklarda yorum yapmayan, hadiseyi vermeye çalışan gazeteler de var. Frankfurter Allgemeine Zeitung, Süddeutsche Zeitung gibi. “Opinion Gazetesi” denirdi. Haberleri daha objektif vermeye çalışan gazeteler. Yorumla, haberi ayırıyorlar. Bizde o alıcı gazeteler daha azaldı.

Meslekte uzmanlaşma açısından bakılacak olursa, benim gazeteciliğe başladığım sırada gazeteciler daha uzmanlaşılmış haldeydi. Gazetelerin ekonomi, sanat, kültür gibi sayfaları için uzmanlaşan gazeteciler daha fazlaydı. Bizde keza o sayfalar daha azdı, ayrıca de uzmanlar. Her işi yapanlar daha fazlaydı. Şu Anda uzmanlaşma bizde de gelişti. Sanıyorum o açıdan paralel ışık halkası geldi iki ülkedeki gazetecilik. Ama esas önemlisi. Bir olayı hakikatten “ne olmuş, ne baştan” diye öğrenmek için bir gazete ararsan, Almanya’da daha dar bulursun. Türkiye’de birkaç gazete alıp okuyacaksın. İşte bunun bir tanesi bağımsız, nesnel kalmaya gayret belirten bir gazete olması gerekli. Bir tane hükümet taraftarı gazete alacaksın. Oradan birinin konuşmasını, ötesinden diğerininkini okuyacaksın. Kendi fikrini o kadar oluşturacaksın. Televizyon açısından da az çok böyle bir koşul var.

Karşılaştırmanıza gazetecilerin özgürlükleri açısından devam edecek olursanız?

Özgürlükler açısından şu andaki şart bir facia. Panellerde filan hep şunu söylerim: Kardeşim, bunun ölçüsünü, standardını aradığın süre şunu dikkate alacaksın.

İngiltere, Fransa, Amerika… Almanya da. Tabii 49’dan itibaren. Daha önce bir takım sıkıntılar yaşayan lakin. Bu ülkelerde bir adamın kitap yazması dolayısıyla, o kitabın ortadan kaldırılması, bunun için mahkeme emri çıkarılması, savcılık soruşturması açılması gibi bir şey işitiyor muyuz? İşitmiyoruz. Türkiye’de oluyor bunlar. Fazla ilginç bir geri gidiş var. Iddiaya Göre bunu ıslah ettiler. Yargı Bakanı’nın takdirine verdiler. Bakan, istediğine dava açtırabiliyor, istediğine açtırmıyor. Böyle bir şeyin de olmaması lazım. Bir şey suçsa, suçtur. Böyle birşey bizde var. Cumhurbaşkanı olan zat, çıkıyor “şu gazeteyi okumayın!” diyor. Böyle şeyler basın özgürlüğü açısından görülür şeyler değil. Adamları hapse atıyorsun. 2 senedir, 3 senedir hapisteler. Gazeteci bunlar. Tutukluluk müessesesi zaten cezaya dönüştürülmüş. üstelik “Bunlar gazeteci değil, örgütçü” diyorsun. Ama senelerdir aleyhlerinde deliller ortaya çıkmamış. Bu çocuklar mahkemede çıkıyorlar, “Hani delilleri açıklayacaktınız?” diye soruyorlar. Hala deliller yok. Yani beğenmediğin adamı içeri tıkıyorsun, gazeteci olarak.Geriye gidiş var.

ALMANYA HABERLERİNİN ÖNEMİNE DAİR

Almanya’dan Türkiye’deki yayın organları için çalışan gazeteciler açısından bakıldığında, Almanya’dan haberler, Almanya’dan yayınlar çok sınırlı. Buradaki gazeteciler, Türkiye’deki gazete merkezlerindeki meslektaşlarının Almanya’ya yük vermediklerini düşünüyor. Almanca haberdar olan, Almanya’yı peşine düşüp takip eden gazeteci çok eksik. Hâlbuki Almanya, keza buradaki Türkler açısından, hem de Türkiye’yle ilişkileri açısından fazla manâlı. Yayınlarda Almanya’ya gereken ağırlığın verilmediği eleştirisi haklı mı?

Bunun çeşitli sebepleri var. Biri, Türk gazetelerinde dış haberler genel olarak çok az verilir halde. Bir ara birazcık daha normaldi, son zamanlarda azaldı. İç hadiseler daha pozitif oluyor. Birazcık ondan. Birazcık da “dış haberi kim okur?” kanısından. İç haber, dış haber çekişmesi başka ülkelerin gazetecileri için de geçerli. Ama bu genel durumun dıştan, bizde azıcık da takdir eksikliği sözkonusu. Çünkü, Almanya’da okuyucu açısından çok cazip, ilgisini çekebilecek dünya kadar hadise var, oradaki insanların Türkiye’de akrabaları var…

Örneğin Almanya’da seçimlerde uygulanan % 5’lik barajın kaldırılması için Anayasa Mahkemesi’nde bir tatbik oluyor. Bizde % 10’luk baraj heyula gibi dururken, Almanya’da % 5’in kaldırılması için yüksek mahkemeye gidiliyor. Bunlar takip edilmesi gereken acayip haberler. Paralel şeyler de var. Yani takdir eksikliği sözkonusu. Bunun için herkesi ihtar etmek da lüzumlu. Ben gazete yöneticiliği yapsam yoksa daha faal olabilsem, gidip herkesin başında boza pişiririm, “şunlar var, bunlar var” diyerek.

Gazetecilik virüsünü aileye de bulaştırmışsınız. Kardeşiniz gazeteciydi. Kızınız da gazeteci. Hoşnut musunuz bu mesleği seçtiğiniz için?

Valla memnunum. Bu gazetecilik öyle bir iş ki, insana canını sıkılacağı zaman bırakmıyor. Hergün yeni birşey, hergün öbür birşey. Diğer meslekleri karalamak istemiyorum. Fakat bir kısım meslekler pek ki, gidersin hergün aynı şeyi yaparsın. Yükselsen de sonuçta benzer işi yapan biri olursun. Burada ayrıca siyaset var, ayrıca güzellik kraliçeleri, hem Oscar törenleri var. Herşey var. Gün her tarafında önüne çoğu konu çıkabiliyor. Yani can sıkıntısını yaşamıyorsun.

Hep birşeyler öğreniyorsun. Öğrenmek insanın bir ihtiyacı. Hergün ister istemez öğreniyorsun. Sıkıysa öğrenme. Onun için iyi bir meslektir. Herkese nasihat ederim.

ALMANYA’YA GÖÇÜN TANIĞI

İstanbul’da 1932 yılında dünyaya gelen Altan Öymen, gazeteciliğe 18 yaşında Halk gazetesinde başladı. Şimdiye değin dağıtılmış gazetelerde muhabirlikten, köşe yazarlığı ve genel yayınlama yönetmenliğine dağıtılmış görevler üstlendi, bir dönem Ankara Gazeteciler Derneği’nin başkanlığını yürüttü.

Öymen’in 60’lı, 70’li ve 90’lı yıllarda faal olarak siyaset yaptığı dönemler de oldu. 1961’de Kurucu Meclis üyeliği yaptı, 1977’de Ankara, 1995’te İstanbul milletvekili olarak TBMM’ne girdi, 1977’de Turizm ve Tanıtma Bakanı, 1999’da CHP Genel Genel Başkanı oldu.

Öymen’in yaşamında Almanya’nın ve Almanya Türklerinin da yeri var.

Minik yaşlardan itibaren Almanca öğrenen Öymen, bu ülkeye başta 1956’da genç bir gazeteci gitti. Oradan da Amerika’ya gitmek istiyordu, oysa vize işlemlerinde güçlük çıkınca Almanya’da kaldı.

daha sonra 1962’de dönemin başkenti Bonn’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne basın ataşesi olarak gönderildi.

Döndükten sonradan da Türkiye’de gazeteciliğe devam ederken, paralel olarak WDR ile DPA’nın (Alman Basın Ajansı) Türkiye muhabiri olarak çalıştı. “Köln Radyosu” Ankara’dan haber ve yorumlarıyla destek verdi.

1969 yılında da Almanya’daki birincil Türkçe günlük gazeteyi dışında tutmak ona nasip oldu.

Türkiye gazeteciliğinin “Altan Abi”si, çalışmalarını halen yazıları ve kitaplarıyla sürdürüyor.

“Türkiye’deki gazete haberleri Almanya’ya gitme arzusunu canlandırdı”

Öymen’in basın ataşesi olarak göç sürecine ilişkin gözlemleri çok önemli. Mesela Türkiye’deki gazetelerin Almanya’daki Türklere ilişkin haberlerinin göç sürecini nasıl hızlandırdığını şöyle anlatıyor:

“Ilk Olarak basın ataşesi olarak sıkça Alman gazetecilerinin Türklerle ilgili sorularıyla karşısında karşıya kalıyordum. Kısa bir süre daha sonra onlara Türkiye’den gazeteci arkadaşlarım da eklendi. Almanya’ya, buradaki Türklerin durumunu saptamaya geliyorlardı. İletişim imkânları o zaman şimdiki gibi değil. Mektup gidip gelmesi günler alıyor. Türkiye’de televizyon yok.

İstiyorlardı ki Türkiye’de, Almanya’daki Türklerin yaşam koşullarının iyi olduğu izlenimi yerleşsin. Bazı büyük müesseseler tanıdık olmayan işçilerin hayat koşullarını iyi tutmaya itina gösteriyorlardı.

Ford fabrikasının Türkler için yaptırdığı lojmanları hatırlıyorum. Türkiye’den bir gazeteci heyetiyle bizi gezdirmişlerdi. Bunlar büyük apartmanlardaki bekâr odalarıydı. Lakin konforları hayli yüksekti. Sosyal etkinlikler için salonlar vardı. Haftada bir Türk filmi gösteriyorlardı.

Bunların, Almanya’nın diğer avantajlarıyla birlikte gazetelere yansıması, Almanya’ya gitme arzusunu ve talebini canlandırdı. Keza devlete ait başvurular, keza de kaçak olarak gelenler ve getirilenler arttı.

Çoğunluk Türkçe medyayı takip ediyor

Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerin Türkçe haber ihtiyacının karşılanmasına karşın birincil büyük adım Almanya kadar atılmıştı.

WDR (Batı Alman Radyo ve Televizyon Kurumu), 1964’te günde 45 dakikalık Türkçe yayınlara başladı. Bu yayınlar “Köln Radyosu” adıyla tarihe geçti.

bu arada Türkçe gazete ve dergiler de yayınlanmaya başladı.

IG Metall (Metal İşçileri Sendikası) gibi büyük sendikalar, DGB (Alman Sendikalar Birliği) gibi sendikal çatı kuruluşları da Türkiye kökenli üyeleri için düzenli Türkçe yayınlar çıkardılar. Bazı aydınların çabalarıyla kültür ve edebiyat dergileri de çıkmaya başladı. Yüksel Pazarkaya’nın “Anadil” dergisi gibi.

1965’ten itibaren Türkiye’deki jurnal gazetelerin Almanya’ya getirilip, Batı Avrupa’ya dağıtıma sunulması. Ancak kısa bir süre içinde bundan vazgeçildi.Maliyetler fazla yüksekti. Türkiye’de basılan gazetenin Almanya’daki okura ulaşması en iyi koşullarda iki günü buluyordu.

Bunun üzerine gazetelerin Almanya’da basılıp, dağıtımına geçildi.

Burada öncülük birincil sayısı 3 Şubat 1969 günü Hannover’de basılan Akşam gazetesinde. Birkaç ay sonra (17 Nisan 1969), Bağımsızlık de Münih’te basılmaya başlandı. Fakat ne Hannover, ne de Münih, Avrupa’daki Türklerin yoğun olarak yaşadığı kentlere günlük gazete yaymak için uygun zorlama merkezleri değildi. Nitekim Akşam’ın yayınlarına kısa bir zaman daha sonra sona verildi.

daha sonra Çevirmen gazetesi, 1971’de Frankfurt’ta kendi matbaasını kurdu.

Ardındaki Bağımsızlık de Frankfurt’a taşındı.

Daha sonraki yıllarda Frankfurt yakınlarındaki Neu Isenburg, Mörfelden-Walldorf kentleri, Türk basının Avrupa’daki Babıalisi oldu. Türkiye’deki birçok jurnal gazetenin Avrupa baskıları burada hazırlandı ve basılıp dağıtıldı.giderken birçok büyük kentte girişimci gazeteciler haftalık ya da aylık gazeteler kurarak, Türkçe yerel gazeteciliği başlattılar. 80’li yıllarda Türkiye’deki 12 Eylül askeri darbesinin ülke dışına sürüklediği siyasi sürgünler de bu sürece katıldılar. Onbinlerce okura ulaşan yeni Türkçe gazete ve dergiler çıktı.

Günümüzde büyüyen iletişim teknolojileri doğruca önce televizyon, daha sonra da internet gazeteciliği, erişimi daha kolay, daha seri ve en önemlisi daha ucuz olduğu için büyük bir hızla kağıda basılı gazete ve dergileri geriletiyor. Nitekim son yıllarda Türkiye merkezli birçok gazete bir biri ardına Avrupa’daki baskılarına son verdi, burada kurulmuş olan gazeteler kapandı veya sadece internet üzerinden yayın yapmaya başladılar.

Gazeteler geriliyor ama televizyon ve internet doğru halen göçmenlerin ve onların çocuklarının büyük çoğunluğu Türkiye merkezli medyayı peşine düşüp takip ediyor.

***

Avrupa’daki Bâb-ı Âli…

Türkiyelilerin haber ihtiyacının karşılanmasına yönelik birincil büyük adım Almanya göre atılmıştı.

Bu yayınlar “Köln Radyosu” adıyla tarihe geçti. sırası gelmişken Türkçe gazete ve dergiler de yayımlanmaya başladı. İlk olarak yeniden 1964’te Alman hükümetinin desteğiyle aylık “Anadolu” gazetesi çıktı. IG Metall (Metal İşçileri Sendikası) gibi büyük sendikalar, DGB (Alman Sendikalar Birliği) gibi sendikal çatı kuruluşları da Türkiye kökenli üyeleri için ahenkli Türkçe yayınlar çıkardı. Bir Takım aydınların çabalarıyla kültür ve edebiyat dergileri de çıkmaya başladı. Yüksel Pazarkaya’nın “Anadil” dergisi gibi…

YÜKSEK MALİYETLER

1965’ten itibaren Türkiye’deki jurnal gazetelerin Almanya’ya getirilip, Batı Avrupa’ya dağıtıma sunulması laf konusu oldu. Oysa kısa bir süre içinde bundan vazgeçildi. Maliyetler fazla yüksekti. Türkiye’de basılan gazetenin Almanya’daki okura ulaşması en iyi koşullarda iki günü buluyordu.

Bunun üstüne gazetelerin Almanya’da basılıp, dağıtımına geçildi.

Burada öncülük ilk sayısı 3 Şubat 1969 günü Hannover’de basılan Akşam gazetesinde. Birkaç ay daha sonra (17 Nisan 1969), Hürriyet de Münih’te basılmaya başlandı.Nitekim Akşam’ın yayınlarına kısa bir zaman sonradan sona verildi.

sonradan Çevirmen gazetesi, 1971’de Frankfurt’ta kendi matbaasını kurdu. Frankfurt Türkiye’yle uçak seferlerinin sıklığı ve tüm Avrupa’ya gazete dağıtımı açısından merkezi bir yerde olduğu için en ideal yerdi. Arkasından Özgürlük de Frankfurt’a taşındı.

Daha sonraki yıllarda Frankfurt yakınlarındaki Neu Isenburg, Mörfelden-Walldorf kentleri, Türk basının Avrupa’daki Bâb-ı Âli’si oldu. Türkiye’deki çoğu günlük gazetenin Avrupa baskıları burada hazırlandı ve basılıp dağıtıldı. giderken birçok büyük kentte girişimci gazeteciler haftalık ya da aylık gazeteler kurarak, Türkçe yerel gazeteciliği başlattılar. 80’li yıllarda Türkiye’deki 12 Eylül Darbesi’nin ülke dışına sürüklediği siyasi sürgünler de bu sürece katıldılar. On binlerce okura ulaşan yeni Türkçe gazete ve dergiler çıktı.

TÜRKÇE TERCİH EDİLİYOR

Günümüzde artan iletişim teknolojileri baştan sona önce televizyon, sonradan da internet gazeteciliği, erişimi daha kolay, daha çabuk ve en önemlisi daha ucuz olduğu için büyük bir hızla kâğıda basılı gazete ve dergileri geriletiyor.Burada belirlenmiş olan gazeteler kapandı veya yalnızca internet üzerinden yayınlama yapmaya başladılar. Gazeteler geriliyor ama televizyon ve internet doğru halen göçmenlerin ve onların çocuklarının büyük çoğunluğu Türkiye merkezli medyayı peşine düşüp takip ediyor.

.

Yorum yapın

Rakı Fiyatları sıra bulucu Geçici Mail yks pdf indir antrenmanlarla matematik 1 pdf serway fizik 1 pdf ilahi sözleri 1984 pdf türkçe pdf numara sorgulama minecraft premium satın al instagram takipçi satın al ilahi sözleri youtube mp3 çevir apk indir film izle resim yükle Selçuk Sport Apk İndir instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi Haber Sitesi